28.7.20012
Merhaba sevgili dostlar,
Hava o kadar sıcak ki ancak akşamları biraz kafam çalışır gibi oluyor. Dün mesela hiç computere uğrayamadım bile...Neyse..
Bu akşam sizlerle gelin şöyle bir Venedik 'e gidelim ve gondolculara bir bakalım.
Venedik enteresan bie şehir bir çok adacıklar üzerine kurulu ve bir çok köprülerle bibirlerine baglanıyor. Ortaçağdan kalma bir çok yapı bugün hala çok iyi korunuyor. Venedik'in girişinde hemen kıyıda çok güzel bir kilise vardır Santa Maria del Salute. Bu kilise kent bir zamanlar veba salgınıyla zorlu günler yaşarken kentin bu sıkıntıdan kurtulması için adak olarak yapılmıştır. Adı da zaten Saglığın Aziz Maria'sıdır.
Neyse Venedik te anlatacak çok şey var sabrınız varsa okursunuz.
Gondol ve gondolcular kentin bir simgrsidir. Kente her giden büyük küçük bir gondol maket alır.
Gondolculuk öyle sıradan bir iş degildir, yani minibüs veya taksi şöförü gibi ehliyeti aldın mı iş bitmez.
Sıkı bir egetim gerektirir tekne zaten arka tarafından hafif saga dogru çıkıntısı vardır ayakta ve tek kürekle
tekneyi idare edersiniz, bu arada eğer kanal içinde duvara yaklaşmışsanız gondolcu ayagıyla duvardan tekneyi ayırır.
Goldoncu olabilmeniz için parayı bastırıp ehliyet almanız yeterli değildir. Kendinize özgü bir fiziğiniz yani karizmanız olacaktı. Boy pos yerinde olacaktır. O bizim eski bahriyeli askerlerin giydikleri gibi büyük yakalı çizgili tişörtün üzerine boyunda kırmızı bir mendil baglanmış olacak ve onun da üzerinde malum hasır şapkanın baş kenarındaki kurdeleside gondol giderken uçuşacak.
İş babadan oğula geçer veya birisi öldüğü zaman yerine birisi alınır ama mutlaka referans vermesi gerekir. Sistem lonca sistemidir. Teknelerinın siyah olmasıda veba da ölenlerin anısınadır. Gondolcunun mutlaka güzel sesi
olması gerekir eger iyi bir bahşiş verirseniz inanılmaz güzel napoliten şarklar söylerler. Aynı zamanda kanallardaki evleri ve tarihçelerini de çok iyi bilirler. Dil konusunda İngilizce ve Fransızca da konuşurlar ama bir İtalyandan hele gondolcudan şarkılarıda açıklamalarıda İtalyanca dinlemek gerekir. Hele siz de İtalyanca biliyorsanız çoşar da çoşar.
Kanalda trafik çok enteresandır gondolcu bir dönemece geldiği zaman sellektör yapar gibi enteresan müzikal bir sesle ve yerel agızla bagırır eger diger taraftan gelen varsa o da sesli sellektöre yanıt verir ve ya birbirilerine yol verirler veya yanyana geçerler. Bazı gondolcular kanalda evlerinin önünden geçerken evdeki karısına ıslık çalar karısı da balkona çıkınca ona kısa bir serenat yapar. Bazı gondolcularda otele bıraktıkları
müşterilerinin otelinin önünde de ..akşam kısa bir serenat yapar
Bunları yazarken Venedik'i nasıl özlediğimi fark ettim. Kentin hafif küflü kokusuna restoranlardan yayılan şarap ve taze çekilmiş kahvenin kokusu da eklenince bir anda orada olmak dayanılmaz bir istek haline geldi.
Bir gün Venedik te bu anlattıklarımı beraber yaşamak dilegiyle sevgiyle kalın.
Ayşen Arıç Tırlı
Italian Culture and Literature
Dear Friends, This blog consists of Italian Culture and Literature and so forth. With the writings on this blog, we will dive into the depth of social, economic, historical, etc. background of Italy during the Middle Ages and its relation with Europe. And what is more, we will study Dante who is one of the most important historic personalities and his great work the Divina Comedia.
Dolma goes great with Italian Literature1
Bon apetite!
28 Temmuz 2012 Cumartesi
25 Temmuz 2012 Çarşamba
Merhaba,
Bugün bir arkadaşım face de eski bir Osmanlı kültüründen bahsediyordu. O da eski Osmanlı mahallelerfinde bir evde hsta oldugu zaman pencereye kırmızı bir çiçek konulur. Diyeceksiniz ki penceresinde hep kırmızı sardunyası olan ne olacak? Tabi ki bu çiçek hastalıgı işaret etmesi açısndan farklı bir biçimde konuluyor, dolayısıyla mahallenın çocukları o evin çivarında oynamıyorlar ses etmiyorlar. İşte bunu okuyunca gene Osmalı donemindeki çok yüce ruhlu bir uygulama geldi aklıma ve sizlerle onu palaşmak istedim.
Bu uygulama özellıkle ramazan ayında yapılıyor. Yardımlaşmanın doruk noktasına eriştigi fitrelerin, zekatların verildigi zengin konaklarının iftar sofralarının herkese açık oldugu bir dönem hatta iftara gelen misafirler '' diş kirası'' adı altında hediyelerle ugurlandıgı bir zaman.
İşte bu zaman dilimi içinde zengin aileler civarlarında korunmaya, yardım eli uztılmaya muhtaç dar gelirli ailelrin oturdugu mahalleye gider mahalle bakkalına, kasabına vs. ugrar veresiye defterınde '' ben buradan buraya kadar herkesin hesabını kapatıyorum'' der. Bu veresiye defterine '' Zimmem Defteri '' hesabada '' Zimmem Hesabı '' denir. Buradaki olay sadece yardım etmenin ötesinde hesabı kapatan kimin veya kimlerin hesabını kapattıgını bilmez dolayısıyla ezici egoyu yaşamaz yani daha dogrusu yaptıgı işten dolayı kasılmaz ve de hesabı veya hesapları ödenenlerde kimin ödedigini bilmediklerinde eziklik duygusu yaşamazlar sadece hayır sahibine dua ederler.
Böyle güzel bir uygulamayı yaşayan toplumumuza ne oldu şaşalı iftar yemekleri ( kim bilir kaça mal oluyordur) yerini böyle bir yardım yapılamaz mı. İlla ki gösteriş mi yapılması lazım yardımda bir elin verdigini diger el bilmez diye bir söz vardır kültürümüzde tabi bunun yanında da o yüksek egonun da törpülenmesi lazım. Bu yüksek ego içi söylene gelen bir söz daha vardır.'' magrurlanma padişahım senden büyük Allah var.''gibi.
Tasavvuf egitimine ve kültürüne baktıgımızda aynı konunun işlendigbini görürüz. Üsküdar da ki Aziz Mahmut Hüdai Hazretleri zamanında Bursa da kadıymış ama zaman geliyor ruhunun arınması ve tavazuya erisebilmesi için iki omuzu arasına koydugu bir sırıkta Bursa sokaklarında ciger satmaya başlıyor.
Bu işler böyle, alçak gönüllülük, tevazu insana farklı duygular yaşatır, zaten hümanizmanın temelinde de bu yok mu eşitlik..
Ayşen
Bugün bir arkadaşım face de eski bir Osmanlı kültüründen bahsediyordu. O da eski Osmanlı mahallelerfinde bir evde hsta oldugu zaman pencereye kırmızı bir çiçek konulur. Diyeceksiniz ki penceresinde hep kırmızı sardunyası olan ne olacak? Tabi ki bu çiçek hastalıgı işaret etmesi açısndan farklı bir biçimde konuluyor, dolayısıyla mahallenın çocukları o evin çivarında oynamıyorlar ses etmiyorlar. İşte bunu okuyunca gene Osmalı donemindeki çok yüce ruhlu bir uygulama geldi aklıma ve sizlerle onu palaşmak istedim.
Bu uygulama özellıkle ramazan ayında yapılıyor. Yardımlaşmanın doruk noktasına eriştigi fitrelerin, zekatların verildigi zengin konaklarının iftar sofralarının herkese açık oldugu bir dönem hatta iftara gelen misafirler '' diş kirası'' adı altında hediyelerle ugurlandıgı bir zaman.
İşte bu zaman dilimi içinde zengin aileler civarlarında korunmaya, yardım eli uztılmaya muhtaç dar gelirli ailelrin oturdugu mahalleye gider mahalle bakkalına, kasabına vs. ugrar veresiye defterınde '' ben buradan buraya kadar herkesin hesabını kapatıyorum'' der. Bu veresiye defterine '' Zimmem Defteri '' hesabada '' Zimmem Hesabı '' denir. Buradaki olay sadece yardım etmenin ötesinde hesabı kapatan kimin veya kimlerin hesabını kapattıgını bilmez dolayısıyla ezici egoyu yaşamaz yani daha dogrusu yaptıgı işten dolayı kasılmaz ve de hesabı veya hesapları ödenenlerde kimin ödedigini bilmediklerinde eziklik duygusu yaşamazlar sadece hayır sahibine dua ederler.
Böyle güzel bir uygulamayı yaşayan toplumumuza ne oldu şaşalı iftar yemekleri ( kim bilir kaça mal oluyordur) yerini böyle bir yardım yapılamaz mı. İlla ki gösteriş mi yapılması lazım yardımda bir elin verdigini diger el bilmez diye bir söz vardır kültürümüzde tabi bunun yanında da o yüksek egonun da törpülenmesi lazım. Bu yüksek ego içi söylene gelen bir söz daha vardır.'' magrurlanma padişahım senden büyük Allah var.''gibi.
Tasavvuf egitimine ve kültürüne baktıgımızda aynı konunun işlendigbini görürüz. Üsküdar da ki Aziz Mahmut Hüdai Hazretleri zamanında Bursa da kadıymış ama zaman geliyor ruhunun arınması ve tavazuya erisebilmesi için iki omuzu arasına koydugu bir sırıkta Bursa sokaklarında ciger satmaya başlıyor.
Bu işler böyle, alçak gönüllülük, tevazu insana farklı duygular yaşatır, zaten hümanizmanın temelinde de bu yok mu eşitlik..
Ayşen
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)